1 Ağustos 2010 Pazar

İlke BORAN ile Müzik ve Sanat Üzerine Bir Röportaj - 1. Bölüm

1.Bölüm: Ayvalık ve Uluslararası Ayvalık Müzik Akademisi

Roma’da doğan, eğitimine Paris’te başlayan Dr.İlke Boran, Ankara’da Lycée Charles de Gaulle’da eğitimine devam etti
Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü’nde lisansını tamamlayan Boran, 1999 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Müzikoloji Programı Yüksek Lisans Eğitimi’ni, 2007 yılında Doktora Eğitimi’ni tamamladı.
Halen Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda müzikoloji, çağdaş müzik ve müzik tarihi dersleri vermektedir.

Radikal, Andante ve Milliyet Sanat’ta müzik yazıları yazdı.
Osmanlı Bankası Müzesi’nin düzenlediği “Voyvoda Caddesi Toplantıları” kapsamında “Müzik Söyleşileri” düzenleme görevini üstlendi ve bu seminerlerde 5 adet seminer verdi
İstanbul 94.9 Açık Radyo’da 9 yıl ve 18 yayın dönemi boyunca haftalık klasik müzik programları hazırladı ve canlı olarak sundu.

Prof. Zeliha Berksoy’un Sanat Yönetmenliğini yaptığı Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu’nda Müzik Danışmanlığı yaptı ve bu süre içerisinde Akatlar Kültür Merkezi ve Mustafa Kemal Merkezi konser salonlarında çok sayıda ulusal ve Uluslararası konser organizasyonları gerçekleştirdi.
Kuruluşundan bu yana Uluslararası Ayvalık Müzik Akademisi’nde ve 5 yıldır Akademi’nin Genel Sekreteri.



Seray YÜCEL: Bu yıl onüçüncüsü gerçekleşen Uluslararası Ayvalık Müzik Akademisi’nin ilk düşünceleri nasıl ortaya çıktı ve bu fikrin gerçeğe dönüşmesinde hangi evrelerden geçildi?

İlke BORAN: Prof.Filiz Ali 1995 yılında Ayvalık’ta bir ev satın almıştı. Kendisi o sırada Mimar Sinan Üniversitesi’nde müzikoloji Bölümü Başkanıydı. Ayvalık’taki evi restore ettirirken de düşünüyor ben burada müzikle ilgili ne yapabilirim diye…

S.Y.: Oraya mı taşınıyor?

İ.B: Hayır yazlık evi. Sonra böyle bir Masterclass programı düzenlemek geliyor aklına. Aslında o fikir de Ayla Erduran ile sohbet ederken gelişiyor. Ayla Erduran diyor ki eğer böyle bir şey yapmak istersen ben de ders veririm, tanıdığım hocalar var onları da çağırırız diyor ve Bu projeyi bir an önce de uygulamaya geçiriyor. 1997 yılında, benim Yüksek Lisans yaptığım dönem, Filiz Hoca’nın lisans ve yüksek lisans öğrencileriyle derste iken bu fikri açtığını hatırlıyorum. “Ayvalık’ta böyle bir masterclass düzenlemeyi düşünüyorum, yardımınıza ihtiyacım var" demişti.
O gün konuşuldu ve bu şekilde konu kapandı. Sonra, 1998’in yaz aylarında Filiz Hoca aradı beni “Cep telefonun var mı?” diye sordu. O zamanlar cep telefonları da daha yeni, herkeste yok ben de yeni almışım. "Ayvalıkta yardıma ihtiyacım var gelir misin?" dedi ben de kabul ettim tabii.


S.Y: Ve eylül ayı geldi…

İ.B: İlk senenin durumu şöyleydi: Masterclass’ı yapacak bir mekân lazım. Öyle bir mekân yok. Filiz Hoca’nın evi olmaz. Filiz Hoca’nın ahbapları vasıtasıyla Ümit ve Cem Boyner’in Cunda Adası'ndaki evlerini dersler için kullanma fikri doğuyor. Ümit Hanım da sağ olsun kabul etti. Cunda Adası’nda büyük bir arazide üç tane evden oluşuyordu mekân. Büyük ev daha inşaattaydı o zaman. İnşaatı bitmiş evlerde verilen derslerle başlamış olduk bu işe.İlk sene enteresandır ki 25 tane de katılımcı vardı. Hiç fena değil.

S.Y: Hocalar arasında Ayla Erduran da mı vardı?

İ.B: Evet, Hocalar arasında Ayla Erduran, bir de yıllarca Ankara Devlet Konservatuarı’nda hocalık yapmış kemancı Viktor Pikaizen vardı. Ayrıca, büyük Oistrach’ın torunu viyolacı Valeriy Oistrach ve viyolonselci Mikhail Khomitzer vardı. Biz bu hoca kadrosuyla ve 25 öğrenciyle başladık. O zamanki ismi Ayvalık Uluslararası Yaylı Çalgılar ve Oda Müziği Masterclass idi.
Ümit ve Cem Boyner’in evi Cunda Adası’nın arka tarafında. Patika bir yoldan gidiliyor. Asfalt yol bir yerde kesiliyor ve zeytinliklerin arasından gidiliyor, sonra deniz kenarına çıkıyor. Evler orada. Çocuklar da Cunda Adasında bir otelde kalıyorlardı. o zamanın Belediye Başkanı Ahmet Tüfekçi’den yardım istedik. Çocukların getirip götürülmesinde belediye otobüsü tahsis etti bize. Günde 4 kez sefer yapıyordu otobüs. O sene çok iyi geçti. O zamanlar masterclass 10 gündü. Yılda bir masterclass yapıyorduk. Ümit ve Cem Boyner evlerini 10 sene boyunca her sene eylül ayında tahsis ettiler. Bizim için çok önemli bir destekti bu. İlk sene Masterclass sonunda verdiğimiz konserle Masterclass Konserleri geleneği başlamış oldu.



S.Y: Müzik Akademisine gelecek olan öğrencileri belirlerken göz önünde bulundurduğunuz öğeler neler oluyor? Öğrencilerden kayıt istemiyorsunuz değil mi?

İ.B: Evet istemiyoruz. Başvuru formu, repertuar ve referans mektubu yolluyorlar. Bunlardan zaten anlaşılıyor. Hatta çok enteresan, hazırlanış şeklinden bile anlıyorsunuz çocuğun işi ne kadar ciddi ele aldığını. Çok da aslında ince eleyip sık dokumuyoruz. Bazen kontenjanı aştığımız da oluyor. 10 kişilik kontenjanımız var. Senelerden birinde Viyolonsel hocamızın 16 öğrencisi oldu. Artık eleyememiştik çünkü hepsi iyiydi.



S.Y: Büyüme süreci nasıl oldu?

İ.B: Şu anda Boyner'lerin evini kullanmıyoruz. En son 2007’de kullandık. 2005 yılında, bizim büyümemize olanak sağlayan en önemli etken Haluk ve Tınçay Barutçuoğlu’nun evlerini bağışlamaları olmuştur. 2003 yılında Haluk bey, Filiz Hocayla bağlantıya geçti. Biz tanımıyorduk fakat Haluk Bey takip ediyormuş etkinliklerimizi. Kendisi hastaydı o zaman. Bu evin kendisinden sonra da kullanılmasını ve kültürle bağlantılı bir alanda değerlendirilmesini arzu ediyordu Bu şekilde evi AIMA’nın kullanması şartıyla başışladı. Bu bizim için gerçekten paha biçilmez derecede değerli bir hediye oldu. Haluk Bey’i hep büyük rahmetle anarız. Onun ismini de bir anlamda yaşatmak ve evi onun hayal ettiği şekilde yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin merkezi Haluk Barutçuoğlu Evi’dir.
Ev, Eczacıbaşı Vakfı’na Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin kullanım şartıyla bağışlandıktan sonra, restore edildi ve 2005 yılından itibaren daha geniş çaplı masterclass’lar düzenleme fırsatı bulduk. Ben de o tarihten itibaren akademinin genel sekreteri durumuna geçtim. Filiz Hoca ile birlikte bu işi iki kişi sürdürüyoruz. Tabii bir de Ayvalık’ta evin her şeyinden sorumlu Metin Salan ve ihtiyacımız olan her şeye yetişen Süleyman Türkyılmaz’ın bize çok büyük yardımları oluyor. Onlar Ayvalık’taki elimiz kolumuz diyebilirim.



S.Y: Eğitmen ve masterclass seçimleri neye göre yapılıyor?

İ.B: Daha çok bağlantılarla ilgili. Filiz Hoca’nın araştırmaları ve uluslararası çevresi büyük rol oynuyor Hoca seçiminde. Ayrıca gelen eğitmenler tanıdıkları müzisyenleri önerebiliyorlar. İlk zamanlar yaylı ve üflemeli ağırlıklı gittik. Uzun zaman piyano masterclass düzenleyemedik mesela. Çünkü piyanomuz yoktu. Hatta ilk zamanlarda konserlerde de Ayvalık’taki Klasik Müzik derneğinin piyanosunu ödünç alıyorduk. Sonra piyanolar bağışlandı bize.

S.Y: Kimler bağışladı?

İ.B: Haluk Barutçuoğlu evi bağışlandıktan sonra, Haluk Bey’in eşi, halen bize büyük desteği olan Tınçay Barutçuoğlu bir kuyruklu Yamaha piyano bağışladı. Bizim ilk kuyruklu piyanomuz odur. Sonra, yine Filiz Hoca’nın çevresinden piyano bağışlayanlar oldu. Muazzez İpar’ın piyanosu bağışlandı. Bir de Cahit Kayra’nın eşi Gönül Kayra’nın piyanosu vasiyeti üzerine, vefat etikten sonra AIMA’ya bağışlandı.
Böylece 3 kuyruklu piyanomuz oldu. Biz de 2 adet Clavinova piyanolardan aldık. 3 kuyruklu 2 elektronik piyano ile piyano masterclass’ına başlayabiliriz diye düşündük. Filiz hoca, İdil Biret’e teklif etti. O da Filiz Hoca’yı kırmayarak kabul etti. Bu sene İdil Biret yönetiminde 3.Piyano Masterclassını düzenleyeceğiz.



S.Y: Neden Ayvalık?

İ.B: Enteresan bir şekilde Ayvalık’ın tarihine baktığımız zaman vaktiyle zaten 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başında kültürel hayatın son derece zengin olduğunu görüyoruz. Ayvalık kasaba değil küçük bir şehir aslında. Bir kent olma ölçütlerini barındırıyor. Her şeyi var, hastane, yüksek okul vs. Yaklaşık 30 bin kişilik küçük bir şehir. Vaktiyle balolar düzenlenirmiş. Vaktiyle her evde piyano varmış, müzik sesleri gelirmiş o zamanlar evlerden. Ayvalık’ın kaymakamı, belediye başkanı bile tiyatro gösterilerinde rol alıyorlarmış fotoğraflar var belgeli. Enteresan yani.
Ayvalık üretim açısından zengin bir yer. Zeytin ve zeytinden elde edilen ürünler var. Üreten bir şehir. Büyük bir zeytinyağ sektörü var. Bu zenginlik doğal olarak değişik bir dinamik getiriyor şehre.


S.Y: Müzik Akademisi’nin Ayvalık’ın sosyal ve kültürel dokusuna etkisi olmuştur mutlaka. Sizin gözlemleriniz nelerdir?

İ.B: Onu inanın ki son üç yıl içerisinde fark etmeye başladık. Ayvalık’ın genel ahalisi bunu biliyor. Ayvalık’ta bir müzik akademisi olduğunu, konserler düzenlendiğini bilip konserleri telefon ederek, gelerek takip ediyorlar.
200 kişilik bir mail listemiz var. Ayvalık protokolü diyoruz biz ona.Her konserimizi mesajlarla bildiriyoruz. Konserlerimize geliyorlar. Böyle bir çevre oluştu. Bu çevrenin de çevresi olduğu için katlanarak büyüdü. Türkiye’de düzenli olarak ve ciddi olarak yapılan ilk masterclass diyebilirim AIMA için. Bizden sonra birçok belde’de benzer masterclass’lar yapılmaya başlandı. Bu güzel bir şey. Bizi model alan masterclass’lar oluyor. Telefon edip fikir soranlar da oluyor. Fakat tabii sürdürebilirlik son derece önemli. Bizim ana düşüncelerimizden biri de bu, sürdürülebilirlik. Bir fikri, projeyi sürdüremiyorsan bir anlamı yok. Şimdi 13. sene ve devam ediyor. “İkinci on yıl” olarak adlandırıyoruz biz bunu. Yeni logomuzda da bu şekilde yazıyor. Hatta AIMA’nın ilk on yılını anlatan bir kitap hazırladık. İsim babası da Enis Batur’dur, sağ olsun: “Mitos diyarında çağdaş bir kültür odağı” Enis Batur’un, Filiz Hocayla yaptığı bir röportajdır kitabın içindeki ana malzeme.
Başından beri bu işin içinde olan Ayvalıklılar, bize yardımcı olan Ümit Boyner, Ahmet Yorulmaz, İlhan Usmanbaş yazılar yazdılar. Benim de bir yazım var bütün on yılı özetleyen.

S.Y: Satın alabileceğimiz bir yer var mı?

İ.B: Piyasa çıkmıştı. 1000 tane basıldı. 250 tanesini piyasa çıkarttılar satılmaz bu diye. İsteyenler bizimle bağlantı kuruyorlar.


Röportaj'ın devamını "İlke BORAN ile Müzik ve Sanat Üzerine Bir Röportaj - 2.Bölüm" den okuyabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder