6 Aralık 2011 Salı

Benyamin Sönmez'i Çalış'ta Uğurladık

Benyamin Sönmez’i kaybetmemizin ardından, içten ve gerçekçi yazısıyla Hakan Ali Toker’e teşekkürlerimle…


Benyamin Sönmez


Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. Her şeyin, her olayın arkasında bir anlam "vardır" demeyeceğim, ama düşünülürse her şeyin arkasında bir anlam "bulunabilir" diyorum. Yani, anlamı belirlemek bize bağlı. İnsan anlam vermezse, hayatın ve içindeki hiçbir şeyin anlamı yok. Olaylara anlam vermek, hayatımızı yönlendirir, bir sonraki adımlarımızı belirler. Bu, insanın içindeki tanrısal güçleri harekete geçirir -yahut, tanrının insan üzerinden gücünü göstermesi için bir fırsattır, bakış açınıza göre. Hayatımızdaki olayları ne kadar yapıcı, olumlu bir şekilde anlamlandırırsak, ondan sonraki hayatımızın o kadar olumlu bir yöne akmasına önayak oluruz.   

Geçtiğimiz cuma sabahı Benyamin'in ölüm haberini alınca, manevi annesi olduğunu bildiğim bir meslektaşımı aradım. Telefonda "Gülnara, sen misin?" dedim. Düzletmedi, "benim" dedi Gulmira Hanım. Demek bu kadar dikkat etmişim, arkasından gözyaşı döktüğüm dostumun defalarca gördüğüm manevi annesine. Utandım. Cenazenin nerede olacağını sordum. Ertesi gün, Fethiye'de olacağını söyledi. "Fethiye'nin neresinde?" dedim, "Çalış" dedi. Duyduğumdan emin olamadım, tekrar sordum, tekrar "Çalış" cevabını aldım. O anda beynimde küçük bir şimşek çaktı. Karşımda benden büyük, yetkin bir piyano hocası, sanki tembellik ediyormuşum gibi bana "çalış!" diyordu! Bunun sırası mıydı?... Tabii, kısa süre sonra, "Çalış"ın Fethiye'nin bir mahallesi olduğunu anladım.   

Oraya gittim ve törene katıldım. Benyamin'in ailesi ve dostlarıyla kaynaştık, ağlaştık. Benyamin'le beraber pek çok resital yapmış olmamıza rağmen, ortak dostlarımız fazla değildi. Ailesiyle üstünkörü tanışmışlığım vardı, isimlerini bile hatırlamıyordum. Ancak orada, Çalış'taki cenaze evinde, onun annesi Fatma Teyze ve babası Ünal Amca, biraz da benim anne-babam haline geldiler; o güne kadar pek samimiyetim olmayan ortak dostlarımız, biraz da benim dostlarım haline geldiler. Adını bile bilmediğim, ilk defa gördüğüm insanlarla olanca içtenliğimizle kucaklaştık, daha sonra isimlerini öğrendim, iletişim bilgilerini aldım. Bunlar, Benyamin'in zamansız gidişine anlam kattı. Şimdi bu insanlara, bu hızlandırılmış yoldan kazandığım samimiyet duygularıyla seslenmek istiyorum:   

Anne, baba, dostlar! Acımız, acınız çok büyük. Herhangi bir anne-babanın ya da dostun acısından daha büyük. Çünkü o, herhangi bir insan değildi. Çok gençti ve genç yaşta sanatında, pek çoğumuzun hayal bile edemeyeceği bir seviyeye gelmişti -içtenliği, dostluğu, insanlığı da cabası… Önünde daha yıllar vardı; koskocaman, kutup yıldızı kadar parlak bir kariyerin daha başındaydı. O yaşasaydı, gelecek, Türkiye'nin geleceği farklı olacaktı. Klasik müzikte hâlâ yiyecek on fırın ekmeği olan bir ülke olarak, dünya literatürüne sunabildiğimiz çok az solistten biri olacaktı. Ama olmadı, olamadı.    

Peki, şimdi ne olacak?   

Söyleyeyim: İlk bakışta hepimize büyük bir kayıp ve kader tarafından büyük bir haksızlık olarak görünen bu acı olaya olumlu anlamlar yükleyeceğiz. Ben size kendi bulduğum anlamı açıklayacağım. Aklınıza yatmazsa, yahut yeterli bulmazsanız, sizi, kendinize daha uygun gelen bir anlamı arayıp bulmaya davet ediyorum, yeter ki olumlu olsun. Ruhlara inanır mısınız? Ben şüphe ederim. Ama bunun bir önemi yok. Çünkü insan, gerçeğini, biraz da inanarak yaratır. İnanmayı seçiyorum ki, onun genç bedeninde ikâmet eden çok daha yaşlı ve bilge bir ruhu vardı. Yaşamayı seçtiği hayatla ve aramızdan erken ayrılışıyla bize bir mesaj verdi. Ben o mesajı, Gulmira Hanım'ın ağzından aldım: "Çalış!"...   

Anne, baba! Bu mesajı anlamaya çalışın. İnanmaya çalışın ki, o ölse dahi, yok olmadı: içimizde yaşıyor. Benyamin'in dostları olarak bizler, artık hepimiz sizin evladınız olduk. Onu özleyince bizlere sarılın, bizler de size! Biliyorum, acınızı hiçbir şey dindiremez. Ama en azından hafifletmeye çalışın, yeni kazandığınız evlatlarınızla -tabii bizler de bu konuda hayırlı çıkmalıyız.   

Günde bir saat fazladan çalışın   

Çellistler ve onu önemseyen tüm genç müzisyenler! Daha çok çalışın! Günde bir saat fazladan, Benyamin için çalışın. Sadece anasanat dalınıza değil, hayatta da biraz daha onun gibi olmaya çalışın, birbirinize onun gibi sarılmaya çalışın -o sevdiklerine nasıl sarılırdı, bilir misiniz? Sımsıkı, insanın kemiklerini çatırdatarak ve boyu bosu gibi koskocaman bir gülümsemeyle!   

Konservatuvarlılar, sözüm meclisten içeri: Birbirinizin kuyusunu kazmaya çalışmayın, birbirinize daha ziyade destek olmaya çalışın! Garanti veriyorum, böyle yaparsak, hepimiz daha çabuk yükseliriz ve Türkiye'nin gurur duyacak daha çok evladı olur. Bu kuyuların çokluğu yüzünden kimse başını kaldıramıyor kolay kolay; hepimizde yurtdışına kaçma ihtiyacı var, çukura düşmeden hem mesleki yetilerimizde, hem kariyerimizde ilerleyebilmek için.    

Hocalarım, büyüklerim! Gelin şu konservatuvarlara girişteki "yetenek sınavı"nı tekrar gözden geçirin. Ben de, Benyamin de, ilk denememizde son derece başarısız olmuş, "yeteneksiz" olarak elenmiştik. Yılmayıp, çalışarak tekrar deneyince ancak girebilmiştik okula. Sonra bakın, neler oldu... Okula girip de sonradan atılan ama kendini müzik dünyasında kanıtlayanlar da ayrıca dikkate değer. Gelin, doğuştan "yetenekli-yeteneksiz" insan ayrımı yapmayın, bu işe baş koyan insanlardaki potansiyeli ortaya çıkarmanın yollarını arayın, üstünüze vazife edinin. Bütün tecrübeme dayanarak söylüyorum ki, "yetenek" kimsenin ölçemediği belirsiz bir mittir; motivasyon ve "çalışma" esastır.   

Genç müzisyen adayları! "Benyamin Sönmez kadar olamam, o Allah vergisi yetenek bende yok!" demeyin. Onun gibi olmanın formülü, motivasyon+çalışmaktır. Doğru motivasyon, doğru çalışma ve çok çalışma. İnanıyorum ki, her çocuk, müzikte veya seçebileceği her alanda son derece üstün bir potansiyelle dünyaya geliyor, ancak pek çok yönümüz hayat tarafından erken yaşlarda köreltiliyor. Üstün nitelikli bir müzisyen olabilmek için, önce, olabileceğimize inanmamız gerekir -hem de çocukça bir saflıkla, daha elimizde hiçbir şey yokken! Sonra da bu yolda çalışmaktan keyif almamız gerekir, çünkü insanın beyni, keyif aldığı bir işi yaparken daha verimli çalışır, potansiyeli ortaya çıkar. İnanç+keyif=motivasyon. 
Benyamin inanıyordu, karşısına çıkan onca engele rağmen, en yüksek doruklara çıkabileceğine; ve çello çalmaktan büyük keyif alıyordu, âşıktı sazına! Onu sahnede çalarken yakından görme şansına erenlerimiz şahidiz. O, bu arada, epey sıkıntıya katlandı -engeller, dedim ya. Ama iyi müzisyen olmak için acı çekmek gerektiğine inanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Acı bir yan etkidir, önkoşul değildir. Müzik eğitimi uğruna acı çekmeye çalışmayın, öğrencilerinize de çektirmeyin. Bilâkis, haz almaya çalışın. Haz almaktan utanmayın! Hocalarınız da utandırmasın, teşvik etsin! Yolun her aşamasında, sanat dalınızda ulaştığınız her seviyede, yaptığınız her icradan, hatalarınızla beraber -onları düzletmeye uğraşırken dahi-, önce haz almaya çalışın. Alıyorsanız, gerekli cevher, yani hammadde sizde var demektir. Başarısızlık korkusuyla değil, hazla güdümlenmiş motivasyonu yetenek sayın.   

Artık kopmayalım   

Ve ondan sonra, sevgili öğrenciler, kendinize doğru okul, doğru hoca, doğru metot seçmeye çalışın. Hocanın öğrenciyi seçmesi kadar, öğrencinin de hocayı seçmesi önemlidir, buna izin verilmelidir. Bu doğruların ışığında çok çalışırsanız, sizler de Benyamin Sönmez gibi olabilirsiniz. Eğer hocanız, çalışma metodunuz yanlışsa, çok çalışmak işe yaramaz; boşa kürek çeker, sonra da "yeteneksizmişim" diye kestirip atarsınız, yahut gaflet içinde bir hoca sizi "kestirip atar". Çalışırken aldığınız sonuçları tartın, farklı metotlar izleyen meslektaşlarınızın sonuçlarıyla karşılaştırın. Fikir alışverişinden korkmayın! Sizi eksiltmez, çoğaltır. Yanlış okulda/hocada/metotta olduğunuzu anlarsanız; doğrusunu arayın, bulun ve ona geçiş yapın. Gerekirse 2-3 kere, gerekirse yıllarınızı verdikten sonra değiştirin.   

Ben öyle yaptım. Benyamin de öyle yapmıştı. Detayları biyografilerimizde. Bu arada, bu geçişleri yaparken eski okulunuza/hocanıza kızmayın, küsmeyin. Ne kadar üstün nitelikli olsa da, her hoca/metot her öğrenciye uygun değildir. Birine yarayan, diğerine yaramayabilir. İşte bu yüzden dünyada bugün bu kadar çeşitli ekol var ve hepsinin de yetiştirdiği üstün nitelikli müzisyenler var. Eski hocanıza/okulunuza/tekniğinize veda ederken, ne olursa olsun saygılarınızı sunun, müteşekkir ayrılın. Az ya da çok, ondan öğrendiğiniz bir şeyler mutlaka vardır; ama müzik adına, ama hayat adına, ama ne yapılması gerektiğine ilişkin, ama ne yapılmaması gerektiğine ilişkin! Kendiniz için doğru bulduğunuz, maksimum verim aldığınız yola girince de çok çalışın. İşte o zaman çok çalışmak işe yarar.    

Benyamin öyle yapmıştı. Onun hayatı bizlere yol göstersin, ölümü de ders olsun. Birbirimize daha içten yaklaşalım, destek olalım -sadece büyükler küçüklere değil, herkes birbirine-, daha çok sevelim ve sevdiklerimizle ilgilenmeyi ertelemeyelim; en azından buna çalışalım, elimizden geldiğince! Benyamin Sönmez'i Çalış'ta gömmedik *; bilakis, o bizi Çalış'ta bir araya getirdi. Artık kopmayalım!   

Hakan A. Toker

* Teknik anlamda da, Çalış'ta değil, Çatalarık mezarlığında defnedildi. Çalış'ta ailesinin evi var, tüm sevenlerine açık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder