25 Kasım 2013 Pazartesi

Hakan Ali Toker Röportajı - 2. Bölüm

Hakan Ali Toker
Konserlerinizde dekor da kullanıyorsunuz. Bir yazıda dekor, kostüm ve bıyığınızla ilgili ressam Salvador Dali’ye benzetiliyorsunuz. Gerçekten Dali’nin etkisi var mı?
Evet, Dali, etkilendiğim bir sanatçı, ama bıyık konusunda değil! Bir dönem kullandığım bıyık jölesi, bıyığımı en kolay Dali'ninki gibi şekillendirmeme olanak veriyordu, ben de sık sık o şekle sokuyordum onu -başka günler Alaaddin'in Sihirli Lambası şekline sokmuşluğum da var. Şu ara o jöleyi kullanmıyorum, bıyığım da Dali'den çok Hulusi Kentmen'inkine benziyor!


İyi bir piyanist olmayı hangi elementler oluşturur?
Öncelikle, iyi müzisyen olmak; yani, enstrümandan öte, müziğin temel öğelerini iyi kavramak, onları yönetebilmek. İyi müzisyen, müziği bir dil gibi konuşur ve anlar. Bunun için müzik tarihi bilmek gerekir, stil, form, armoni, kontrpuan bilmek gerekir. Piyano, çok sesli bir çalgı olduğu için, bir piyanistin tüm diğer müzisyenlere nazaran besteciye yakın olması gerekir; bestecinin bildiği şeyleri en çok onun bilmesi, anlaması gerekir, çünkü armoni de, kontrpuan da elinin altındadır. Mesela, çaldığı armoninin fonksiyonel niteliklerinin bilincinde olması gerekir; akorları sadece nota yığınları olarak görmemesi gerekir. Onları incelmiş estetik bir hazla algılaması da yetmez; aralarındaki hiyerarşiyi, grameri mümkün mertebe anlaması gerekir. Yoksa, anlamadığı bir dilde, sırf fonetik yetilerine dayanarak şiir okuyan birine benzer -ki, çok var maalesef. İyi müzisyen, aynı zamanda bir entelektüel olmalıdır. Piyano literatürü, bir kültür hazinesidir. Çalarken hakkını verebilmek için, parçaların yazıldığı dönemlerin ve yörelerin stillerini bilmek gerekir. O stilleri tüm incelikleriyle bilebilmenin yolu da, onların oluşumuna katkı sağlayan diğer kültür öğelerini bilmekten geçiyor; yani söz konusu dönemin ve ülkenin adetleri, ekonomisi, politik ve sosyal ortamı, felsefesi, edebiyatı, diğer sanat dalları vs. Bunlar, işin kafa yanı.

Bir de beden yanı var işin: her sporda ve sanatta olduğu gibi, piyanistin altın kuralı, minimum çabayla maksimum iş yapmak olmalıdır. Enerjiden ne kadar tasarruf edersek, o kadar fazlasını yapacak takatimiz, stoklanmış gücümüz, konsantrasyonumuz olur. Bunun için bir piyanistin, bence bilhassa yer çekiminden faydalanması gerekir. İzlanda'daki hocam Anna, bana bunun öğretti: kolun ağırlığını kullanmayı! Yatay bir düzlemde yer alan klavyeye düşey olarak yaklaştığımız için böyle bir avantajımız var. Bundan başka da tabii daha bir sürü teknik çalışma var. Bol bol egzersiz yapmak lazım: gamlar, arpejler, çeşit çeşit pasajlar, büyük teknik, küçük teknik vs. Kulağın duymak istediği ne varsa, eller onu gerçekleştirebilmeli. Bunun için de ne kadar egzersiz gerekiyorsa yapılmalı, formda kalınmalı.  
Glenn Gould

Tabii, her şeyden çok, amaca yönelik çalışmasını bilmek lazım. Yani, iyi yetişmiş bir müzisyen kafası, bedenin (ellerin) ne gibi sesler çıkarması gerektiğini hayal edecek, sonra da beden o sesleri istenen zamanlama ve şiddetle çıkarmak için gereken neyse onu yapacak; ne eksik, ne fazla. Piyano çalmanın birden çok yolu var, birbiriyle çelişen ekoller var. İyi öğrenci, kendi hocası dahil tüm kaynakları sorgulamalı, karşılaştırmalı, kendi doğrusunu nihayetinde kendi tespit etmelidir. Glenn Gould, oturuş pozisyonuna bakılırsa, kol ağırlığını pek kullanmayan bir piyanistti: ama adam çalıyordu evelallah! Sviatoslav Richter, dehşet bir tekniğe sahipti ama hiç egzersiz yapmadığını, sadece doğrudan çalacağı eserleri çalıştığını söylerdi. Bunların ikisi de bana ters yöntemler, fakat her iki piyaniste de hayranım. İyi piyanist, farklı doğrulara bakarak, kendi yöntemini belirlemeli; uygun gördüğü yerde ve ölçüde bir yöntemi takip etmeli, uygun gördüğü yerde ve ölçüde modifiye etmeli, sentezlemeli, gerekirse eski köye yeni adet getirmeli; yeter ki istenen sonucu getirsin! Bunun için de kişilik gerekir. Kimisi aşırı güvensizdir, bir ustaya biat eder, o ne dese sorgusuz yapar. Kimisi aşırı güven sahibidir, sırf muhalefet olsun diye kendisine gösterilen doğruları dahi geri çevirir, Amerika'yı yeniden keşfetmeye koyulur. Bilge kişi, her iki çukura da saplanmaz, amaca hizmet eden yol neyse onu seçer. İyi bir piyanist de öyle yapmalıdır.


İyi bir piyanist olmak, fark edilmeyi beraberinde getirmeyebiliyor. Sizce farklılık yaratan, bir müzisyeni diğer müzisyenden daha fazla belirginleştiren özellikler nelerdir?
Farklılık yaratan pek çok şey olabilir. Farklı olmak kolaydır, marifet değildir. Eric Satie hep aynı renk takım elbise giyermiş. Öldüğü zaman gardırobundan 12 kadife takım çıkmış, hepsi birbirinin aynı! Bu da onu farklı kılan şeylerden biriydi. Fakat sanatsal anlamda onu önemli kılan bambaşka farkları vardı; asıl mesele bu. Benim iyi müzikten beklediğim üç şey var, şu sırayla: içten olması, yetkin olması ve özgün olması. Bu üç konudan birinde, ikisinde veya tercihen hepsinde öne çıkmak; bence dikkate değer fark budur. Çoğunluğun basmakalıp şeyler ifade ettiği bir müzik ortamında, birisi gerçekten içinden gelen bir şeyi tüm samimiyetiyle dile getiriyorsa müzik yoluyla, o farklıdır. Zayıf bir tekniği dahi olsa, içtenliği onu özel ve değerli kılar benim için. İlk gereken unsur budur. İçtenlik olduktan sonra, teknik yetkinlik onun üstüne inşa edilir -o da lazım. Bazısı teknik becerisiyle, yetkinliğiyle, materyaline/sazına hakimiyetiyle fark yaratır; özellikle etrafındakiler bu konuda ondan gerideyse, bazısı da hiç kimsenin söylemediğini söylediği için fark yaratır (özgünlük). Ama bunların her ikisi de, beraberinde içtenlik de varsa değerlidir.


Müziğe olan ilgiyi ve bilgiyi genişletmek amacıyla ülkemizde ve yurt dışında hem Türk Müziğini hem Batı müziğini tanıtmak için açıklamalı konserler verdiniz. Bir karşılaştırma yapacak olursak nasıl bir ilgi var? Müziğe olan ilgiyi arttırmak için neler yapılmalı?

Hakan Ali Toker
Türkiye'yle "yurt dışı"nı kıyaslamak istemiyorum. İnsan, her yerde insan. Sanata karşı duyarlısı var, duyarsızı var, ilgilisi var, ilgisizi var. Bunlardan bizde de var, yurt dışında da var! Eh, eğitim sistemi daha başarılı olup da daha kültürlü bireyler yetiştiren ülkelere kıyasla; bizde, sanata, müziğe karşı ilgili insan daha az, malum. Müziğe ilgi az demiyorum! Halkımız müziksiz yapamaz, çok şükür! Mesele, zevkimizi inceltmek, daha kaliteli müziklere karşı ilgi doğurmak, müziğin sadece eğlence aracı olarak değil, bir kültür değeri olarak da takdir edilmesini sağlamak. Bunun için de eğitim sistemimiz geliştirilmeli. İnsanlarımız, çocuk yaştan itibaren iyi müzikle tanıştırılmalı. Tanıştırılmalı derken, sadece, iyi müzik örnekleri dinletilsin demiyorum; bu müzikler hakkında bilgi de verilmeli onlara. Okullara daha çok misafir sanatçılar gitmeli -iyilerinden-, daha çok açıklamalı konserler yapılmalı. Geçenlerde konser verdiğim Ankara'daki Tevfik Fikret Lisesi, bu konuda örnek gösterilecek bir okul: konser vermek üzere Tanini grubu olarak davet edildik. Konserimizden haftalar önce, müzik derslerinde, öğrencilere, grubumuz hakkında internetten araştırma yapmak, internet sitelerimizi incelemek, fikir beyan etmek gibi ödevler verilmiş! Konsere ilgi büyüktü. Çocukların ilgisinin de içten olduğunu, bu konsere sırf ödev yapmış olmak için gelmediklerini de görmek hiç zor değildi. Geleceğe kaliteli, ilgili dinleyiciler yetişiyor orada! Keşke her okul öyle olabilse.


Türkiye’ye 2006 yılında döndüğünüzde Tanini Trio’yu kurdunuz. Kimin fikriydi?


Tanini Trio
Türkiye'ye döndüğümde, Tahir Aydoğdu'yla kanun-piyano ikili resitalleri yapmaya başlamıştık. Bir yıl dolmadan aramıza neyzen Bilgin Canaz katıldı ve böylelikle grup olduk. Üçümüzün tanışmasıyla doğal olarak gelişen bir ortak fikirdi. Ancak, grubun isim babası, Bilgin.


Gelecek projelerinizden bahseder misiniz?
"Senfonik Fasıl" adlı bir projem var; geçtiğimiz günlerde Eskişehir Büyükşehir Belediye Senfoni Orkestrası'yla hem Eskişehir'de, hem İzmir'de seslendirdiğimiz ve büyük ilgi gören. Yaylı sazlar orkestrası eşliğinde piyano -bazen akordeon- solo için yaptığım düzenlemelerden oluşan bir konser programı bu, bazı kısımlarda Türk müziği enstrümanlarına ve insan sesine de yer verdiğim. Gelecekte bu programı Türkiye'deki her orkestrayla çalmak istiyorum!  

Fluid Piano
İngiltere'de şu an tek bir prototipi bulunan Fluid Piano adlı çalgıyı yerinde ziyaret edip, onunla bir dizi video kaydedip, nihayetinde bu çalgıdan edinmek ve/veya Türkiye'de bir veya birkaç kuruma kazandırmak istiyorum. Bu çalgı, Türk müziğini tüm mikrotonal incelikleriyle çalabileceğine inandığım en elverişli akustik klavyeli çalgı. Malum, mikrotonal imkanları veya "komaları" olmadığı için, normal piyanoda Türk müziğinin büyük bölümü doğru bir şekilde seslendirilemiyor. Ben bu sorunu aşmak istiyorum. Her makamı, her eseri, tüm perde/aralık inceliklerine sadık kalarak piyanoda -değilse bile, benzer nitelikte akustik klavyeli bir çalgıda- çalabilmek istiyorum. Bunun için akordu değiştirilmiş piyanolarla konserler verdim, ama bu geçici ve kısıtlı bir çözümdü. Gelecek için Fluid Piano'ya göz koydum!

Kafamda türlü albüm projeleri vardı bir zamanlar, onları şimdi internete yüklenecek seri video projelerine dönüştürmekteyim. Ne de olsa, dünyaya ulaşmanın daha çabuk ve ucuz yolu! Mesela, şu sıra başladığım ama tamamlanması uzun sürecek bir proje var: Amerika'daki etnik müzik deneyimlerimden de yararlanarak, mümkün olduğunca çok ülkenin geleneksel birer ezgisi üzerine doğaçlamalar kaydedip internet siteme ve YouTube'a yüklemeye giriştim. 

Tabii, bu videoları hem dünyaya daha çok "Hakan A. Toker müziği" yaymak için yayınlıyorum, hem de bana konser olarak dönmelerini umarak: yurtta ve dünyada daha çok konser...