24 Aralık 2013 Salı

Bir Konser Yazısı - Beethoven Festivali 2013


Bir Konser Yazısı
21 Aralık 2013 akşamı, Beethoven Festivali’nin kapanışı için Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaydık. Borusan Kültür Sanat’ın iki yılda bir düzenlediği Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası & Fazıl Say Festivali ile dönüşümlü olarak düzenleyeceği fesitivalin bu yılki teması  Ludwig Van Beethoven  idi. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın 15. Yılı sebebiyle de bu tema ayrı bir anlam taşıyor.

Ruth Ziesak - Soprano
Daniela Lehner - Mezzosoprano


Şef Sascha Goetzel yönetiminde dört gün süren festivale konuk olan isimler; keman virtüözü Christian Tetzlaff, piyanist Alexei Volodin idi. Ayrıca Zeynep Tanbay’ın Beethoven’ın Yaylı Çalgılar Dörtlüleri üzerine yazdığı koreografini yaptığı son yapıtı “Symbiosis”in dünya prömiyeri gerçekleşti.
Kapanış gecesi’nin konukları ise Alois Glassner yönetiminde Salzburg Bach Korosu, soprano Ruth Ziesak, mezzosoprano Daniela Lehner, tenor Richard Croft ve bas David Soar’ın katılamaması sebebiyle yerini alan Jacques-Greg Belobo idi.

Richard Croft - Tenor

Jacques-Greg Belobo












Beethoven’ın nadir seslendirilen eseri “Missa Solemnis”e katılım büyüktü.

BİFO & Sascha Goetzel ve solistler
Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı
(Fotoğraf: Seray Yücel)

Ludwig Van Beethoven
Missa Solemnis, Re Majör, Op.123
Kyrie
Gloria
Credo
Sanctus
Agnus Dei

2 flüt, 2 obua, 2 klarinet, 2 fagot ve kontr fagot,  4 korno, 2 trompet,  3 trombon, timpani, org, yaylılar, dört sesli koro ve soprano, alto, tenor, bas solistleri için yazılmıştır.


Beethoven, Missa Solemnis’i Avusturya Arşidükü Rudolf’a adamıştır.
Arşidük, Beethoven’den uzun yıllar teori, kompozisyon ve piyano dersleri almıştır.

Beethoven, 3. ve 5. Piyano Konçertolarını, Arşidük Triosunu, Grosse Fugue’ünü ve Hammerklavier Sonat’ını da Arşidük’e adamıştır.

Missa Solemnis notası’nın üzerinde “Von herzen, möge es wieder, zu herzen gehen!” ( Kalpten gelen, yine kalbe dönsün” yazmaktadır. Missa Solemnis’in İngilizce çevirisi için http://www.sfbach.org/text-missa-solemnis-op-123


Eserin yazımı 5 yıl sürmüştür. 1823’te biten eserin ilk kısmi seslendirilişi (Kyrie, Credo, Agnus Dei) 1824 yılında olmuştur. Aynı konserde Uvertür Op.124 “Die Weihe des Hauses” ve Op.125 9. Senfoni de seslendirilmiştir. Eserin ilk seslendirilişi ise Beethoven'ın ölümünden sonra olmuştur.

Borusan Kültür Sanat’a dolu dolu ve özenle seçilmiş programlar için teşekkür eder, festivallerin uzun yıllar sürmesini dileriz!

Seray Yücel


18 Aralık 2013 Çarşamba

Beethoven Festivali 2013

Beethoven Festivali 18–21 Aralık’ta

"ŞİMDİ BEETHOVEN ZAMANI"
Borusan Kültür Sanat, iki yılda bir düzenlenen BİFO & Fazıl Say Festivali ile dönüşümlü gerçekleştirilecek yeni bir tematik etkinlik dizisi başlatıyor.
Yalnızca besteciler değil, farklı temalar ve performans türlerine odaklanacak etkinliğin bu yılki teması Beethoven.
18–21 Aralık 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Beethoven Festivali kapsamında, bestecinin yapıtlarının seslendirileceği konserlerin yanı sıra modern dansın öncü ismi Zeynep Tanbay’ın Beethoven’ın yaylı çalgılar dörtlüleri üzerine hazırladığı son projesinin dünya prömiyeri de gerçekleşecek.

14 Kasım 2013 -- İstanbul Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) her sezon İstanbullu müzikseverlere yeni projeler ve sürprizler sunmaya devam ediyor. Bunların sonuncusu da, 2010 yılında başlayan ve iki yılda bir gerçekleştirilen BİFO & Fazıl Say Festivali ile dönüşümlü olarak gerçekleştirilecek yeni bir tematik etkinlik dizisi. Besteciler, yorumcular, klasik müzik tarihinin içinden seçilmiş temalar ve farklı performans türleri gibi odaklar çevresinde kurgulanacak festival bu yıl klasik müziğin en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilen Ludwig van Beethoven’a adandı. BİFO’nun ilk sezonunda seslendirdiği Beethoven’ın orkestranın 15. yılında konuğu olması ayrı bir anlam da taşıyor. Tümüyle Beethoven yapıtlarına adanan ve 18–21 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında üç konser ve Zeynep Tanbay’ın Beethoven’ın Yaylı Çalgılar Dörtlüleri üzerine hazırladığı son projesi “Symbiosis”in dünya prömiyeri de gerçekleştirilecek. Dansın müziklerini canlı olarak Borusan Quartet yorumlayacak. 

BİFO’nun dünyaca ünlü festival konukları Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek konserlerde şef Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO, klasik müzik dünyasının ünlü solistlerine eşlik edecek. 18 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleşecek konserde zekâ dolu yorumlarıyla büyük beğeni toplayan Alman keman virtüözü Christian Tetzlaff bestecinin keman repertuarının temel taşlarından kabul edilen konçertosunu, BİFO da 3. Senfoni’sini seslendirecek. 19 Aralık Perşembe gerçekleşecek ikinci konserde ise kuşağının sayılı yeteneklerinden Alexei Volodin  Beethoven’ın 5. Piyano Konçertosu’nu yorumlayacak, BİFO da ünlü 5. Senfoni’yi seslendirecek. 21 Aralık’ta düzenlenecek üçüncü ve son konserde ise Beethoven’ın başyapıtlarından Missa Solemnis’in kadrosunda Alois Glassner yönetimindeki Salzburg Bach Korosu ve de soprano Ruth Ziesak, mezzosoprano Daniela Lehner, tenor Richard Croft ve bas David Soar gibi ünlü sesler yer alıyor.

Festivalde bir dünya prömiyeri
Festivalde ayrıca bir dünya prömiyeri de yer alıyor. 20 Aralık Cuma akşamı Haliç Kongre Merkezi Sadabad Oditoryumu’nda düzenlenecek etkinlikte, Zeynep Tanbay’ın Beethoven’ın Yaylı Çalgılar Dörtlüleri üzerine koreografisini yaptığı son yapıtı “Symbiosis”in dünya prömiyeri gerçekleşecek. Zeynep Tanbay Dans Projesi’nin sahneleyeceği ve müziklerini Borusan Quartet’in seslendireceği “Symbiosis” 21 Aralık Cumartesi yine Haliç Kongre Merkezi Sadabad Oditoryumu’nda olacak.



Beethoven Festivali
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası
Sascha Goetzel, şef

18 Aralık 2013 Çarşamba • Lütfi Kırdar UKSS • 20.00

Christian Tetzlaff









Christian Tetzlaff, keman

Program
Beethoven Keman Konçertosu, Re Majör, Op. 61
Beethoven 3. Senfoni, Mi bemol Majör, Op. 55, “Eroica”



19 Aralık 2013 Perşembe • Lütfi Kırdar UKSS • 20.00

Alexei Volodin


















Alexei Volodin, piyano

Program
Beethoven 5. Piyano Konçertosu, Mi bemol Majör, Op. 73, “İmparator”
Beethoven 5. Senfoni, Do minör, Op. 67



21 Aralık 2013 Cumartesi • Lütfi Kırdar UKSS • 20.00

Salzburg Bach Korosu














Salzburg Bach Korosu
Alois Glassner, koro şefi
Ruth Ziesak, soprano
Daniela Lehner, mezzosoprano
Richard Croft, tenor
David Soar, bas

Program
Beethoven Missa Solemnis, Dört Solo Ses, Koro, Orkestra ve Org için, Re Majör, Op. 123



20 Aralık 2013 Cuma • Haliç Kongre Merkezi, Sadabad Oditoryumu • 20.00
21 Aralık 2013 Cumartesi • Haliç Kongre Merkezi, Sadabad Oditoryumu • 15.30

Zeynep Tanbay











Zeynep Tanbay Dans Projesi
“Symbiosis”
Borusan Quartet
Zeynep Tanbay, koreografi
Ludwig van Beethoven, müzik
Yaylı Çalgılar Dörtlüleri (Op. 95/I & IV; Op.74/Iⅈ Op.18 No: 4/III & IV; Op.18 No: 3/IV; Op.18 No: 6/IV; Op. 59 No: 3/II)
Rojin Aslı Polat, kostüm
Zeynep Tanbay, Arek Nişanyan, ışık tasarımı
Borusan Quartet
Esen Kıvrak, 1. keman
Olgu Kızılay, 2. Keman
Çağ Erçağ, viyolonsel
Efdal Altun, viyola
Dansçılar
Evrim Akyay, Pınar Güremek, Alper Marangoz, Beril Şenöz
Mert Öztekin, Nil Batırbaygil, Gül Batırbaygil, Suzan Alev, Serhat
Gizem Bilgen, Ayhan Karaağaç, Taner


25 Kasım 2013 Pazartesi

Hakan Ali Toker Röportajı - 2. Bölüm

Hakan Ali Toker
Konserlerinizde dekor da kullanıyorsunuz. Bir yazıda dekor, kostüm ve bıyığınızla ilgili ressam Salvador Dali’ye benzetiliyorsunuz. Gerçekten Dali’nin etkisi var mı?
Evet, Dali, etkilendiğim bir sanatçı, ama bıyık konusunda değil! Bir dönem kullandığım bıyık jölesi, bıyığımı en kolay Dali'ninki gibi şekillendirmeme olanak veriyordu, ben de sık sık o şekle sokuyordum onu -başka günler Alaaddin'in Sihirli Lambası şekline sokmuşluğum da var. Şu ara o jöleyi kullanmıyorum, bıyığım da Dali'den çok Hulusi Kentmen'inkine benziyor!


İyi bir piyanist olmayı hangi elementler oluşturur?
Öncelikle, iyi müzisyen olmak; yani, enstrümandan öte, müziğin temel öğelerini iyi kavramak, onları yönetebilmek. İyi müzisyen, müziği bir dil gibi konuşur ve anlar. Bunun için müzik tarihi bilmek gerekir, stil, form, armoni, kontrpuan bilmek gerekir. Piyano, çok sesli bir çalgı olduğu için, bir piyanistin tüm diğer müzisyenlere nazaran besteciye yakın olması gerekir; bestecinin bildiği şeyleri en çok onun bilmesi, anlaması gerekir, çünkü armoni de, kontrpuan da elinin altındadır. Mesela, çaldığı armoninin fonksiyonel niteliklerinin bilincinde olması gerekir; akorları sadece nota yığınları olarak görmemesi gerekir. Onları incelmiş estetik bir hazla algılaması da yetmez; aralarındaki hiyerarşiyi, grameri mümkün mertebe anlaması gerekir. Yoksa, anlamadığı bir dilde, sırf fonetik yetilerine dayanarak şiir okuyan birine benzer -ki, çok var maalesef. İyi müzisyen, aynı zamanda bir entelektüel olmalıdır. Piyano literatürü, bir kültür hazinesidir. Çalarken hakkını verebilmek için, parçaların yazıldığı dönemlerin ve yörelerin stillerini bilmek gerekir. O stilleri tüm incelikleriyle bilebilmenin yolu da, onların oluşumuna katkı sağlayan diğer kültür öğelerini bilmekten geçiyor; yani söz konusu dönemin ve ülkenin adetleri, ekonomisi, politik ve sosyal ortamı, felsefesi, edebiyatı, diğer sanat dalları vs. Bunlar, işin kafa yanı.

Bir de beden yanı var işin: her sporda ve sanatta olduğu gibi, piyanistin altın kuralı, minimum çabayla maksimum iş yapmak olmalıdır. Enerjiden ne kadar tasarruf edersek, o kadar fazlasını yapacak takatimiz, stoklanmış gücümüz, konsantrasyonumuz olur. Bunun için bir piyanistin, bence bilhassa yer çekiminden faydalanması gerekir. İzlanda'daki hocam Anna, bana bunun öğretti: kolun ağırlığını kullanmayı! Yatay bir düzlemde yer alan klavyeye düşey olarak yaklaştığımız için böyle bir avantajımız var. Bundan başka da tabii daha bir sürü teknik çalışma var. Bol bol egzersiz yapmak lazım: gamlar, arpejler, çeşit çeşit pasajlar, büyük teknik, küçük teknik vs. Kulağın duymak istediği ne varsa, eller onu gerçekleştirebilmeli. Bunun için de ne kadar egzersiz gerekiyorsa yapılmalı, formda kalınmalı.  
Glenn Gould

Tabii, her şeyden çok, amaca yönelik çalışmasını bilmek lazım. Yani, iyi yetişmiş bir müzisyen kafası, bedenin (ellerin) ne gibi sesler çıkarması gerektiğini hayal edecek, sonra da beden o sesleri istenen zamanlama ve şiddetle çıkarmak için gereken neyse onu yapacak; ne eksik, ne fazla. Piyano çalmanın birden çok yolu var, birbiriyle çelişen ekoller var. İyi öğrenci, kendi hocası dahil tüm kaynakları sorgulamalı, karşılaştırmalı, kendi doğrusunu nihayetinde kendi tespit etmelidir. Glenn Gould, oturuş pozisyonuna bakılırsa, kol ağırlığını pek kullanmayan bir piyanistti: ama adam çalıyordu evelallah! Sviatoslav Richter, dehşet bir tekniğe sahipti ama hiç egzersiz yapmadığını, sadece doğrudan çalacağı eserleri çalıştığını söylerdi. Bunların ikisi de bana ters yöntemler, fakat her iki piyaniste de hayranım. İyi piyanist, farklı doğrulara bakarak, kendi yöntemini belirlemeli; uygun gördüğü yerde ve ölçüde bir yöntemi takip etmeli, uygun gördüğü yerde ve ölçüde modifiye etmeli, sentezlemeli, gerekirse eski köye yeni adet getirmeli; yeter ki istenen sonucu getirsin! Bunun için de kişilik gerekir. Kimisi aşırı güvensizdir, bir ustaya biat eder, o ne dese sorgusuz yapar. Kimisi aşırı güven sahibidir, sırf muhalefet olsun diye kendisine gösterilen doğruları dahi geri çevirir, Amerika'yı yeniden keşfetmeye koyulur. Bilge kişi, her iki çukura da saplanmaz, amaca hizmet eden yol neyse onu seçer. İyi bir piyanist de öyle yapmalıdır.


İyi bir piyanist olmak, fark edilmeyi beraberinde getirmeyebiliyor. Sizce farklılık yaratan, bir müzisyeni diğer müzisyenden daha fazla belirginleştiren özellikler nelerdir?
Farklılık yaratan pek çok şey olabilir. Farklı olmak kolaydır, marifet değildir. Eric Satie hep aynı renk takım elbise giyermiş. Öldüğü zaman gardırobundan 12 kadife takım çıkmış, hepsi birbirinin aynı! Bu da onu farklı kılan şeylerden biriydi. Fakat sanatsal anlamda onu önemli kılan bambaşka farkları vardı; asıl mesele bu. Benim iyi müzikten beklediğim üç şey var, şu sırayla: içten olması, yetkin olması ve özgün olması. Bu üç konudan birinde, ikisinde veya tercihen hepsinde öne çıkmak; bence dikkate değer fark budur. Çoğunluğun basmakalıp şeyler ifade ettiği bir müzik ortamında, birisi gerçekten içinden gelen bir şeyi tüm samimiyetiyle dile getiriyorsa müzik yoluyla, o farklıdır. Zayıf bir tekniği dahi olsa, içtenliği onu özel ve değerli kılar benim için. İlk gereken unsur budur. İçtenlik olduktan sonra, teknik yetkinlik onun üstüne inşa edilir -o da lazım. Bazısı teknik becerisiyle, yetkinliğiyle, materyaline/sazına hakimiyetiyle fark yaratır; özellikle etrafındakiler bu konuda ondan gerideyse, bazısı da hiç kimsenin söylemediğini söylediği için fark yaratır (özgünlük). Ama bunların her ikisi de, beraberinde içtenlik de varsa değerlidir.


Müziğe olan ilgiyi ve bilgiyi genişletmek amacıyla ülkemizde ve yurt dışında hem Türk Müziğini hem Batı müziğini tanıtmak için açıklamalı konserler verdiniz. Bir karşılaştırma yapacak olursak nasıl bir ilgi var? Müziğe olan ilgiyi arttırmak için neler yapılmalı?

Hakan Ali Toker
Türkiye'yle "yurt dışı"nı kıyaslamak istemiyorum. İnsan, her yerde insan. Sanata karşı duyarlısı var, duyarsızı var, ilgilisi var, ilgisizi var. Bunlardan bizde de var, yurt dışında da var! Eh, eğitim sistemi daha başarılı olup da daha kültürlü bireyler yetiştiren ülkelere kıyasla; bizde, sanata, müziğe karşı ilgili insan daha az, malum. Müziğe ilgi az demiyorum! Halkımız müziksiz yapamaz, çok şükür! Mesele, zevkimizi inceltmek, daha kaliteli müziklere karşı ilgi doğurmak, müziğin sadece eğlence aracı olarak değil, bir kültür değeri olarak da takdir edilmesini sağlamak. Bunun için de eğitim sistemimiz geliştirilmeli. İnsanlarımız, çocuk yaştan itibaren iyi müzikle tanıştırılmalı. Tanıştırılmalı derken, sadece, iyi müzik örnekleri dinletilsin demiyorum; bu müzikler hakkında bilgi de verilmeli onlara. Okullara daha çok misafir sanatçılar gitmeli -iyilerinden-, daha çok açıklamalı konserler yapılmalı. Geçenlerde konser verdiğim Ankara'daki Tevfik Fikret Lisesi, bu konuda örnek gösterilecek bir okul: konser vermek üzere Tanini grubu olarak davet edildik. Konserimizden haftalar önce, müzik derslerinde, öğrencilere, grubumuz hakkında internetten araştırma yapmak, internet sitelerimizi incelemek, fikir beyan etmek gibi ödevler verilmiş! Konsere ilgi büyüktü. Çocukların ilgisinin de içten olduğunu, bu konsere sırf ödev yapmış olmak için gelmediklerini de görmek hiç zor değildi. Geleceğe kaliteli, ilgili dinleyiciler yetişiyor orada! Keşke her okul öyle olabilse.


Türkiye’ye 2006 yılında döndüğünüzde Tanini Trio’yu kurdunuz. Kimin fikriydi?


Tanini Trio
Türkiye'ye döndüğümde, Tahir Aydoğdu'yla kanun-piyano ikili resitalleri yapmaya başlamıştık. Bir yıl dolmadan aramıza neyzen Bilgin Canaz katıldı ve böylelikle grup olduk. Üçümüzün tanışmasıyla doğal olarak gelişen bir ortak fikirdi. Ancak, grubun isim babası, Bilgin.


Gelecek projelerinizden bahseder misiniz?
"Senfonik Fasıl" adlı bir projem var; geçtiğimiz günlerde Eskişehir Büyükşehir Belediye Senfoni Orkestrası'yla hem Eskişehir'de, hem İzmir'de seslendirdiğimiz ve büyük ilgi gören. Yaylı sazlar orkestrası eşliğinde piyano -bazen akordeon- solo için yaptığım düzenlemelerden oluşan bir konser programı bu, bazı kısımlarda Türk müziği enstrümanlarına ve insan sesine de yer verdiğim. Gelecekte bu programı Türkiye'deki her orkestrayla çalmak istiyorum!  

Fluid Piano
İngiltere'de şu an tek bir prototipi bulunan Fluid Piano adlı çalgıyı yerinde ziyaret edip, onunla bir dizi video kaydedip, nihayetinde bu çalgıdan edinmek ve/veya Türkiye'de bir veya birkaç kuruma kazandırmak istiyorum. Bu çalgı, Türk müziğini tüm mikrotonal incelikleriyle çalabileceğine inandığım en elverişli akustik klavyeli çalgı. Malum, mikrotonal imkanları veya "komaları" olmadığı için, normal piyanoda Türk müziğinin büyük bölümü doğru bir şekilde seslendirilemiyor. Ben bu sorunu aşmak istiyorum. Her makamı, her eseri, tüm perde/aralık inceliklerine sadık kalarak piyanoda -değilse bile, benzer nitelikte akustik klavyeli bir çalgıda- çalabilmek istiyorum. Bunun için akordu değiştirilmiş piyanolarla konserler verdim, ama bu geçici ve kısıtlı bir çözümdü. Gelecek için Fluid Piano'ya göz koydum!

Kafamda türlü albüm projeleri vardı bir zamanlar, onları şimdi internete yüklenecek seri video projelerine dönüştürmekteyim. Ne de olsa, dünyaya ulaşmanın daha çabuk ve ucuz yolu! Mesela, şu sıra başladığım ama tamamlanması uzun sürecek bir proje var: Amerika'daki etnik müzik deneyimlerimden de yararlanarak, mümkün olduğunca çok ülkenin geleneksel birer ezgisi üzerine doğaçlamalar kaydedip internet siteme ve YouTube'a yüklemeye giriştim. 

Tabii, bu videoları hem dünyaya daha çok "Hakan A. Toker müziği" yaymak için yayınlıyorum, hem de bana konser olarak dönmelerini umarak: yurtta ve dünyada daha çok konser...

11 Ağustos 2013 Pazar

Hakan Ali Toker Röportajı - 1. Bölüm


Küçük yaşta eğitiminize çello ile başlayıp ertesi yıl piyano bölümüne geçmeye karar vermişsiniz. Kimin kararıydı?
Ben işin ta başında, konservatuvara başvururken piyano bölümünü istiyordum. Önceden özel ders almışlığım vardı, sıfırdan başlamayacaktım. Piyano, hâlihazırda benim için tutkulu bir ifade aracı haline gelmişti. Piyano bulursam piyanoyla, org bulursam -ki daha çok onu buluyordum- orgla insanları eğlendiriyor, yalnız kaldığımda da sürekli doğaçlamalar, besteler yapıyordum. Mamafih, konservatuvarın giriş sınavını kazandığım halde, piyano bölümüne başlamak için yaşım büyük bulundu. 12 yaşından gün almış adayları piyano bölümüne almıyorlardı. Ben de kelimenin tam anlamıyla, 12 yaşımdan birkaç gün almıştım, o sınava girdiğimde! Başka bir enstrüman seçmem söylendi. Piyanodan başka tercihim yoktu. On an "yaylı bir saz olsun" dedim ve benim için çelloyu seçtiler. Bir yıl boyunca zoraki çalıştım bu enstrümanı. Tüm zamanımı yine piyanoya verdim! Neyse ki anlayışlı bir hocaya denk gelmiştim: çello öğretmenim Sevil Gökdağ ailemle konuştu, "bu çocuk yolunu çizmiş" dedi ve piyano bölümüne sınavla girebileceğim başka bir okul arayışına yöneltti. Böylece sınavla Bilkent'e geçtim, orta 2'den itibaren.


Piyanist olmaya ne zaman karar verdiniz?
Sanırım 11 ya da 12 yaşımda.


1996 yılında okula ara verip sizi İzlanda’ya götüren nelerdi?
O yıllarda piyano tekniğimin temelleri yeterince sağlam değildi. Piyanodan önce elektronik org çalmıştım. Aynısını yapan pek çok meslektaşımız vardır, bilirler; orgdan piyanoya geçerken bir adaptasyon süreci yaşanır. Özellikle, piyanonun daha ağır olan tuşesiyle başa çıkabilmek için, org için gerekenlerden daha başka kas ve ağırlık yönetimi becerileri kazanmak gerekir. Bu beceriler gelişmeyince de, piyano repertuarı zorlaştıkça öğrencinin kollarında, bileklerinde kasılma eğilimi baş gösterir. Ben de tam bu sorunu yaşıyordum! 1996'ya kadarki piyano hocalarım arasında -ki ben epeyce hoca değiştirmişimdir- bana bu konuda yardım edebilecek kişi kâh yoktu, kah vardı da ben hazır değildim yardım almaya. 1996'da kendimi hazır hissettim. Bilkent'teki öğrenimimi yarıda kesip İzlanda'ya gittim, çünkü kasılma problemlerime çözüm bulacak olan hoca oradaydı: Anna Malfridur Sigurdadottir. Kendisi yıllar önce Türkiye'de bir süreliğine çalışırken geçici bir süre hocam olmuştu, bana yardım etmeye çalışmıştı, ama dedim ya, ben hazır değildim! Neyse ki, bu sayede onu tanımış oldum ve yıllar sonra onun yardımıyla piyano tekniğimi sil baştan kurmak için bir yıllığına yanına gittim.





Daha sonra Amerika’da Indiana Üniversitesine kabul edildiniz ve 9 sene orada yaşadınız. Oradaki müzik hayatını ve sizin üzerinizdeki etkisini biraz anlatabilir misiniz?
Indiana University
 Evet, İzlanda'dan sonra Türkiye'ye dönmek istemedim. Yıllardır içimde taşıdığım, yurt dışında, bilhassa Batı dünyasında yaşama hayalimi gerçekleştirmeye koyuldum. O 9 yılın ilk üçü okumakla geçti. 2000 yılında mezun olduktan sonra Bloomington/Indiana'da 6 yıl daha kalıp çalıştım. Bu süre içinde müzisyen olarak pek çok kola ayrıldım. Oradaki ortam bunun için çok müsaitti! Her çeşit müziğin arz-talep dengesinde belli bir yer bulduğu, genel olarak sanatın ve yaratıcı düşüncenin/faaliyetin rahatça yeşerdiği bir yerdi Bloomington. Civarı ormanlarla ve tarlalarla çevrili olduğu için, Indiana'nın ortasında bir "kültür-sanat vahası" olarak anılırdı. Okuldayken Indiana Üniversitesi Yeni Müzik Topluluğu'yla çaldım; böylelikle çağdaş Batı klasik müziğinin oldukça ileri örnekleriyle haşır neşir oldum. Okul biter bitmez korrepetitör (eşlikçi) olarak çalışmaya başladım -serbest, kuruma bağlı değil. Her çeşit sese ve çalgıya eşlik ettim, sınavlarda, konserlerde, yarışmalarda. Bu bağlamda Klasik Batı müziği faaliyetlerim kesintisiz sürerken, İran/Azeri müzikleri ağırlıklı olmak üzere Orta Asya müzikleri yapan Silk Road (İpek Yolu) adlı bir gruba çağrılmaya başladım, konserlerinde piyanist lazım oldukça. Derken, Orta Doğu müzikleri (Türk, Arap, Yunan, İsrail) yapan bir grubun kemancısına aşık oldum ve o gruba girdim: Salaam.

Salaam'a girebilmek için bir otantik Orta Doğu çalgısı çalmam gerekiyordu, ben de kanun çalmayı öğrendim. Aynı sıralarda Orquesta Son adlı bir grup, Latin/salsa müzikleri icrası için piyanist arıyordu, onlara da katıldım. Bu üç grupla Amerika'da bolca konser yaptık, festivallere katıldık, epeyce de eğitim faaliyetine katıldık: çeşitli etnik müzikleri Amerikan okullarında -ilkokuldan üniversiteye kadar- tanıtıcı konserler, sempozyumlar, seminerler, atölye çalışmaları... Bir grubum daha vardı, o da, Avant-garde, underground doğaçsal fırlamalıkların grubu: Qwertyt! Çılgın kafadarlar bir araya gelip kurmuştuk. Müzik anarşistleri gibiydik: gecenin 2 buçuğunda türlü kostümler içinde sokakta müzik yapmışlığımız var! Grupta yeni icad edilmiş, eski bir yatağın yaylarından bozma bir çalgı bile vardı! Bundan başka, her fırsatta, çeşit çeşit müzisyenle beraber konserler verdik. Azerbaycan'dan gelen kabak kemane virtüözü Munis Şerifov'la ikili resitallerimiz bilhassa unutulmazdı. Çek şair Bronia Volkova'nın şiirlerini okurken, kendi yaptığı kolajlarının slayt görüntülerini beyaz perdeye ve beyaz giymiş dansçılara yansıtırken onlara piyanoyla eşlik ettim. Bir Afgan şarkıcıyla albüm çalışması sırasında akordeon çalmayı öğrendim. Hem taşınabilir, hem kendi kendine eşlik edebilen, hem de her iklime, her hava koşuluna adapte olabilen bu cici çalgıyı çok sevdim ve onu götürebildiğim her yere götürdüm, çalabildiğim her yerde çaldım: sokakta, arabada, dağda, çölde, şelale önünde, ağaç tepesinde ve tabii konserlerde! Solo piyano resitalleri de vermeyi sürdürdüm. Klasik Batı müziğinde doğaçlama içerikli resitaller verdim. Sessiz film gösterimlerine piyanoyla doğaçlama eşlik ettim.
Bütün bunların üzerimdeki etkisi: zengin oldum! Repertuvar, stil bilgisi, anı ve dost zengini! Tabii, o ortamla ilk tanışmamın etkisi çok özel ve olumlu bir şoktu: tüm dünya Amerikan kültürü ve Amerikan müziği etkisi altındayken, Amerika'da dünyanın geri kalan kültürlerine meraklı insanlar olduğunu keşfetmiştim! Amerika'ya, Türkiye'ye, Batı'ya, Doğu'ya bakışım değişti. Ufkum genişledi.




Üniversitede caz, elektronik müzik dersleri alıp sonrasında da doğaçlama, Türk Müziği üzerine kendinizi geliştirmişsiniz. Günümüzde klasik müzik eğitimi veren okulların ve müzisyenlerin genelde rağbet göstermediği alanlar bunlar. Batı Müziği eğitiminizi farklı tarzlarla sentezleme fikri ne zaman oluşmaya başladı?
Yukarıda belirttiğim gibi, ben konservatuara girmeden önce müzikle haşır neşir olmaya başlamıştım. Bu, Türk müziğini içeren bir uğraştı. 10-11 yaş civarından itibaren, evde, misafirlikte, dışarıda, içki sofrasında Türk sanat müziği söylendi mi -bilhassa babam, çok güzel sesi vardır- ben eşlik ederdim -tabii eşlik edecek bir klavyeli çalgı bulursam- ve bundan büyük keyif alırdım, çünkü insanların da keyif aldığını görürdüm. Yani, bu tarz müzik, benim doğal ortamımın, yaşantımın bir parçasıydı. En önemlisi, beni müziğe bağlayan şeylerin başında, müzikle insanlara bu zevki yaşatabiliyor olmak gelir. Türk müziği, her ne kadar, okulumun kapsadığı bir şey olmasa da; okulda öğrendiklerimi -yani Batının piyano tekniğini, besteleme tekniklerini vs- Türk müziği çalarken de kullanmak, yapılacak en doğal şeydi benim için. Fikir olarak doğmadı, otomatikman, kendiliğinden oldu! Çünkü müzik ayrımı yapmadım hiç bir zaman. İlgimi çeken ne varsa çalmaya çalıştım. Piyano çalışırken de sıkıldıkça daldan dala atlarsanız, ister istemez bir süre sonra hatları karıştırma oyununu oynuyorsunuz: "şu Chopin Mazurka'yı bir de aksak usulünde çalsam matrak olmaz mı?" ya da "Şu saz semaisinin altına Rahmaninov'un da sık kullandığı şu akorları döşesem nasıl olur acaba?" Tabii, Amerika'da daha başka müzik türlerine de el atınca, onları da bu sentezleme oyununa dahil etmem kaçınılmazdı. Doğal yaratma süreci de budur zaten: Chopin de, ana vatanı Polonya'da işitip gördüklerini, sonradan yerleştiği Paris'te işittikleriyle sentezleyerek orijinaliteye ulaştı.



Müzik okullarını ve konservatuvarları bu konuda nasıl değerlendirirsiniz? Herhangi bir kurumda çalışmamanızı buna bağlayabilir miyiz?
Müzik okulları, sanat okullarıdır, açık fikirli olmaları gerekir. Evet, maalesef, pek çokları tutucular. Elbette bir branşta uzmanlaşabilmek için odaklanmak gerekir; onun için okulun öğrenciyi dağıtmaması gerekir, toparlaması gerekir. Lakin, bu öğrencinin dünyaya at gözlükleriyle bakmaması için de, ana branşın temel gerekleri sağlandıktan sonra, yan dallarla gözü açılmalı, ufku genişletilmelidir. Okulun buna açık olması ve imkan sağlaması gerekir. Örneğin, Indiana Üniversitesi, bu konuda çok tuttuğum bir okuldur, hem müzik fakültesiyle, hem de diğer bölümleriyle. Caz ve elektronik müzik, benim seçmeli derslerimdi. 

Benim neden bir kurumda çalışmadığıma gelince: bu benim için bir ilgi alanı değil. Ben sahne adamıyım. Dersliklerden çok sahneleri seviyorum ve olan zamanımı, enerjimi buna vermeyi seçiyorum. Öğrenmeyi ve öğretmeyi de seviyorum elbette, ama bunu kendi kurallarımla, kendi ortamımda yapmayı tercih ediyorum. Mesela, ödül/ceza sistemiyle ders vermek istemiyorum. Ben, öğrencilerimi, bu işten zevk almaya yönelik motive etmeye çalışırım. Zevk alırsa kafası daha iyi çalışır, daha çabuk algılar, öğrenir, uygular. Zevk için yapılan çalışma, not için yapılan çalışmadan daha verimlidir.


Tanburi Cemil Bey
Müziğinizi neler etkiler?
Her şey. İnsanlar ve duygular; yani, hayatımdaki insanların ve olayların hissettirdikleri. Müzik yoluyla yaratmak söz konusu olduğunda, bunu, duygularımı dile getirmek için yaparım. Bestelerimi genelde en duygusal anlarımda yaparım: aşıkken.


Kendinizi yakın hissettiğiniz besteci ve yorumcular kimlerdir?
Günüme göre değişir. Herhalde en çok Liszt, Rahmaninov, Johann Strauss, Tanburi Cemil Bey, Refik Fersan, Fats Waller, Gershwhin, Monk...


Sizi ne motive eder?

Dinleyici. Dinleyecek birileri varsa, onlarla iletişim kurmak için çalışırım. Bunu başardığım ölçüde müziğimin amacına ulaştığını düşünürüm. Bu dinleyici, bazen bir kişi olur -serenat yapılacak birisi, mesela-, bazen de bir kitle. O kişi veya o kitlenin üzerinde bırakabileceğim etkiyi hayal etmek beni motive eder ve neşeyle çalışmaya koyulurum! Dinleyici olmayınca günlerce müzik yapmadığım olur.


Sahneye çıkmadan önce neler yaparsınız veya yapmazsınız? Rutininiz var mı?
Dönem dönem ufak rutinlerim oldu, ama artık yok. Sahneye çıkmadan önce bir başka sanatçının konserini dinliyor olabilirim, valiz taşıyor olabilirim, geziyor olabilirim, spor yapıyor veya içki içiyor olabilirim; kısacası her şeyi yapabilirim... Tabii, çalacağım etkinliğin ve programın özelliklerine göre değişmek kaydıyla. Son dakikada hazırlandığım, solo çalacağım yeni ve ağır bir programsa -ki, huyumdur, sık yaparım-, konser günü son ana kadar piyano çalışıyorumdur. Beni hiç yormayacak bir programsa, son dakikaya kadar alakasız şeylerle uğraştığım da olur. 


19 Temmuz 2013 Cuma

Klasik Müzik İstanbul 3 Yaşında!

Üç yıldır blogumu takip eden tüm müzisyenlere ve klasik müzik severlere teşekkürler!

Duyurmak istediğiniz etkinliklerin program ve yer bilgilerini, özgeçmiş ve fotoğraflarınızla beraber klasikmuzikistanbul@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
Twitter: klasikmuzikist 
Facebook: Istanbul’da Klasik Müzik


Hangi mekanlardan bahsettik?
Ak Sanat, Albert Long Hall, Borusan Müzik Evi, Caddebostan Kültür Merkezi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Enka Sanat, Fulya Sanat Merkezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi (MİAM), İş Sanat,  Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Süreyya Operası.



Hangi etkinliklerden bahsettik?
Akbank Sanat Piyano Günleri, Bir Konser Dört Besteci, Herkese Klasik Müzik İstanbul Resitalleri, İTÜ MIAM Oda Müziği Konserleri, Martı İstanbul Hotel "Klasik Müzik Akşamları" , MIAM Sunar, MIAM Tanıtım Günü, 4. Uluslararası İstanbul Opera Festivali, Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali 2013.


Kimlerden bahsettik?
Berlin Filarmoni Orkestrası & Efe Baltacıgil, Fora Baltacıgil, Berna Efeoğlu, Floransa Maggio Musicale Orkestrası & Zubin Mehta, Orchesrtra’Sion & Ali Poyrazoğlu, Sezi Seskir.



24 Haziran 2013 Pazartesi

4. Uluslararası İstanbul Opera Festivali

25 Haziran 2013, 21.00
Haliç Kongre ve Kültür Merkezi
Ankara Devlet Opera ve Balesi
"Rigoletto" Guiseppe Verdi
3 perde












Francesco Maria Piave, libretto
Prof. Rengim Gökmen, orkestra şefi
Yekta Kara, sahneye koyan
Efter Tunç, dekor tasarım
Gizem Betil, kostüm tasarımı
Fuat Gök, ışık tasarımı
Lyubomira Aleksandrova, koro şefi

Eralp Kıyıcı, Rigoletto
Ekaterina Siurina, Gilda
Murat Karahan, Mantoya Dükü
Tuncay Kurtoğlu, Spara Fucile
Oylun Erdayı, Maddalena
Evren Gökoğlu, Giovanna
Levent Akev, Marullo
Emrah Sözer, Borsa
Sinem Mustafaoğlu, Kontes Ceprano
Emre Uluocak, Kont Ceprano
Mithat Karakelle, Monterone
Filiz Şamiloğlu, Paggio
Fatih Özkaya, Mübaşir









Fügen Yiğitgil / Duygu İnandık / Aylin Özuğur / Çiçek Cihan / Esra Poyazoğlu / Darya Yılmaz, korrepetitörler

Claudia Foresi, konuk korepetitör
Ongun Kula / Yaman Dikener, koro piyanistleri
Figen Kocakaya / Erkin Onuk, reji asistanları
Aydin Buğra Güven, kondüvit
Pınar Yüksel / Zeynep Burcu Altınel, suflöz
Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu
Erkin Onay, konzertmeister




27, 29 Haziran 2013, 21.00
Süreyya Operası
İstanbul Devlet Opera ve Balesi
“Yıldırım Bayezid” A. Vivaldi
2 perde












Agostino Piovene, libretto
Paolo Villa, orchestra şefi
Mehmet Ergüven, sahneye koyan
Nihat Karaman, dekor tasarım
Sevda Aksakoğlu, kostüm tasarımı
Metin Koçtürk, ışık tasarımı

Kaan Buldular, Timurlenk
Bahadır Noyan Coşgun, Yıldırım Bayezid
Ferda Yetişer, Asteria
Elif Tuğba Tekışık, Andronicus
Esen Demirci, Irene
Sevim Zerenaoğlu, Idaspe









Paolo Villa, korropetitör
Nazlı İktu, reji yardımcısı
Defne Arıkan, reji asistanı
Başak Taniş, kondüvit
Günayım Ayaz, suflöz
İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu
Ceren Gürkan, konzertmeister




28 Haziran 2013, 21.00
Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi
Antalya Devlet Opera ve Balesi
“Lale Çılgınlığı” A. Hoca
2 perde












Şefik Kahramankaptan, libretto
Hakan Kalkan, orkestra şefi
Murat Atak, sahneye koyan
Çağda Çitkaya, dekor tasarımı
Nursun Ünlü, kostüm tasarımı
Mahir Seyrek, koro şefi
Mehmet Sipahi, koreografi
Fuat Gök, ışık tasarımı

Devrim Demirel, Fink van Broot
Bilge Yılmaz, Lotte
S. Ebru Kaptan, Gülendam

Şafak Güç, Sadrazam Damat Paşa
Bora Baran, Jan den Boyl
E. Esra Arslantürk, Emma
Fatih Şanal, Hook
A. Özhan Gümüş, Tom

Ümit B. Tekinay, Bart
S. Onur Alpaslan / Zafer İşgören / Ercan H. Uğur /Ferdi Uslu, Dört Kayıkçı
Tükel Acar / Emel Öziş, İstanbullu Çift
Emre Aytekin, Zaptiye Başı
Metin Yakar, Muhbir
Sema D. Karadeniz, Kalfa









Metin Kiper, başkorrepetitör
Onur Altıparmak / Yücel Yalçın, korrepetitörler
Onur Altıparmak, koro piyanisti
Murat Özbek / Reyhan Süme, direktör yardımcıları
Selim Yılmaz, kondüvit
Reyhan Süme, suflöz
Onur Altıparmak, üst yazı

Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu
Zeynep Işık, konzertmeister




1 Temmuz 2013, 21.00
Aya irini
İstanbul Devlet Opera ve Balesi
“Viva Verdi” 
Gala Konseri












Roberto Abbado, şef
Aleksandra Kurzak, soprano
Stefano Secco, tenor
Marco Berti, tenor
Marco Vratogna, bariton

Program
Otello: “Uragano” / “Esultate! L'orgoglio musulmano”
Marco BERTI / Marco VRATOGNA/ Chorus
Otello: “Già nella notte densa”
Aleksandra KURZAK/ Marco BERTI
Otello: “Credo in un Dio crudel”
Marco VRATOGNA
La Battaglia di Legnano: “Uvertür”/Ouverture
Luisa Miller: “Quando le sere, al placido”
Stefano SECCO
La Traviata: “Preludio
La Traviata: “Estrano-Ah, forse é lui-Sempre libera”
Aleksandra KURZAK/ Stefano SECCO

20 dakika ara

La Forza del Destino, “Uvertür”/Ouverture
Rigoletto: “Preludio”
Rigoletto: “La donna è mobile”
Stefano SECCO
Rigoletto: “Cortigiani, vil razza dannata”
Marco VRATOGNA
Rigoletto: “Tutte le feste al tempio… Sì, vendetta…”
Aleksandra KURZAK/ Marco VRATOGNA
Simon Boccanegra: “Cielo pietoso rendila”
Stefano SECCO
Il Trovatore: “Vedi! Le fosche notturne spoglie’’
Çingeneler Korosu(Chorus of Gypsies)
Koro(Chorus)
Il Trovatore: “Di quella pira”
Marco BERTI
I Vespri Siciliani: “Uvertür”/Ouverture
Nabucco: “Va, pensiero”
KORO
La Traviata: “Libiamo ne’ lieti calici (Brindisi)
Tutti




3, 4 Temmuz 2013, 21.00
Topkapı Sarayı
Samsun Devlet Opera ve Balesi
“Saraydan Kız Kaçırma” W. A. Mozart
3 perde












Gottlieb Stephanie, libretto
Tolga Taviş, orkestra şefi
Yekta Kara, sahneye koyan
Bertan Rona, koro şefi
Yekta Kara, diyalog düzenleme









Erdem Erdoğan, Belmonte
Tuncay Kurtoğlu / Sabri Karabudak, Osman
Christiane Boesiger, Konstanze
Nazlı Deniz Boran, Blonde
Ari Edirne, Pedrillo
Okan Şenozan, Selim Paşa

Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu
Bela Nagy, konzertmeister


7, 8 Temmuz 2013, 21.00
Topkapı Sarayı
"IV. Murat" O. Demiriş
3 perde












A.Turan Oflazoğlu, libretto
Tolga Taviş, orkestra şefi
Gürçil Çeliktaş, sahneye koyan
Kaan Güreşçi, dekor tasarımı
Nursun Ünlü, kostüm tasarımı
Mikhail İskrov, koro şefi
O. Murat Yılmaz, ışık tasarımı
Nilgün Bilsel Demireller, koreograf

Bülent Ateşoğlu / Tevfik Rodos, Sultan IV. Murat
Sema Cal Günsoy / Eda Bingöl Gürkan, Kösem Sultan
Hasan Çelik, Sadrazam Topal Recep Paşa
Ari Edirne / Barış Yanç, Nef’i
Özer Öndeş, Silahtar
Çağdaş Dursun, Bostancıbaşı
M. Orçun Gün, Sadrazam Kara Mustafa Paşa
Özgür Aslan, Bekri Mustafa
Zerrin Karslı / Sezgi Elhüseyni, Dilfigar
Özgür Aslan, Hafız Paşa
S. Erdem Kapusuz, İhtiyar Bilgin
Gürkan Sezgin, İstanbullu
Eren Ateşoğlu, Çığırtkan
M. Ozan Türkoğlu, Cellat Kara Ali









Malahat Ismayilova / Nona Tsutskiridze, korrepetitörler
Duygu Aslan- Aslı Onaç, reji asistanları
Ufuk G. Küçük, kondüvit
Ülkü Akçakavak, suflöz

Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu
Bela Nagy, konzertmeister